Öncelikle Before Üçleme’sini şimdiye dek izlemediğim için çok ama çok mutluyum. İyi ki de ergenlik dönemlerimde filan harcamamışım filmleri de böyle doğru bir zamanda izleyebildim. 3 filmi ara vererek 1 haftada izledik ki bence bu süre de makuldü. Her film arasında 9 sene var, gerçek hayatta geçen 9 seneye eşit olarak:) Üçleme boyunca bize gayet samimi bir aşk hikayesi anlatılıyor aslında, karakterlerin -Ethan Hawke ve Julie Delpy- fiziksel, ruhsal değişimini çok net görebiliyoruz ve görmekle kalmayıp hissediyoruz da. Çünkü gerçekten birer 9’ar sene akıp geçmiş.

 Kesinlikle favorim olan ve rop-romantik bir tren yolculuğuyla başlayıp biten ilk film, Before Sunrise, 1995 Viyana’sında geçiyor, karakterlerimiz henüz 20 lerinin başında… Neredeyse doğaçlama gibi gözüken diyaloglar, mekan ve zaman içinizi sıcacık yapıyor. Bence son sahne de en can alıcı bölümüydü filmin, gece boyunca karış karış gezilip anılar biriktirilen, eğlenilen güzel şehir atmosferinin, yerini sabah yeni bir gün doğmadan önce ıssız, neşesiz bir veda havasına bırakması ciğerimi sızlattı. Vedalardan neeffret ederim.

 İkinci film Before Sunset, 2004 Paris’inde. Yani şehirlerin, insanların, sokakların, Celine ve Jesse’nin üzerinden birer 9 sene geçmiş. Bende yarattığı çağrışımlar, temsil ettiği çok çok az bulunan duygular bence basit bir romantik film olmanın çok ötesinde. Son derece basit bir konunun ve yalın bir hikayenin ne kadar etkileyici anlatılabileceğinin kanıtı ve yine bu filmde de favorim son sahne:)

 9 sene daha geçer ve 3’lemenin son filmi Before Midnight, yıl 2013, yer bir Yunanistan kasabası. Celine ve Jesse 40’larında, spoiler vermemek için kesiyorum ama açık ara üçlemenin en realist filmi, ben bu filmi de sevdim ama bir balık burcu olarak favorim ilk film olarak kaldı, Before Sunrise:) 

 Dördüncü film tam olarak 2022’ye denk geliyor imiş ama dördüncü film olmayacakmış; çünkü bu bir üçleme keh keh:D Filmleri gerçekten 9 ar sene sonra vizyona girdiğinde izleyenler için çok daha etkileyici olmalı aslında beklemek, geçen süre…

 İzlediğim eeen güzel serilerden biri olarak hayatımdaki yerini aldı, yönetmen Richard Linklater başlarda olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunarım. Bayık, şişirme, aptal salak romantizmden uzak, içimizi sıcacık yapan alabildiğine gerçekçi ve naif üçleme için çok teşekkürler. Bana böyle gerçek hissettiren filmler ve kitaplar iyi ki varsınız, hepinize minnettarım!:)) İzlemeyenlere iyi seyirler, sevgiler

Eda

Bunlar da hoşunuza gidebilir:

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir