Goodreads’te 2022 yılı için 40 kitap okuma challenge’ımı başlattım,hayırlı olmasını dilerim, umuyorum ki boş beleş işler detoksumun yardımıyla uygulayabileceğim:)

Neyse, bu yepyeni yıla, modern tarihin en kötü nam salmış ülkelerinden biri olan Kuzey Kore ile başlamış bulundum. Kitap, akranım Yeonmi Park ve ailesinin Kuzey Kore’den kaçış hikayesini anlatan bir otobiyografi. Hatta içinde yer/tarihli bir sürü fotoğraf da var… İlk bölümde ailesinin Kuzey Kore’deki yaşamını, ikinci bölümde önce kız kardeşinin sonra annesi ve kendisinin Çin’e kaçışını ve sınırdaki insan kaçakçılığını, ve son bölümde de Güney Kore’ye varışlarını detaylıca okudum. 

Daha ilk bölümde içim şişti, Kim Hanedanlığı’nın özel gezegeni Kuzey Kore’de zaman onyıllar önce durmuş sanki. Doğa üstü güçleri olduğuna inanılan deli bir lider, lidere tapan halk, yeniden eğitim kampları, açlıktan gerçek anlamda patır patır ölen ve ülke dışında neler olduğundan bi haber insanlar, yasak oğlu yasaklar…

Kitabın dili çok çok basit bence. Kitabı bitirdikten sonra Emre’ye anlattım (bu neredeyse her etkileyici kitabın sonunda ya da ortalarında yaptığım bir şey, sonuna kadar kesmeden dinler:), sonra da Yeonmi’nin Youtube videolarını izledim ve tabii ki 2014 One Young World Summit’teki konuşmasını… 5-6 kez, okuduklarıma inanamayıp tam anlamadığımı düşünüp bildiğim kelimelerin anlamlarına tekrar tekrar baktım. Bu detayların hepsini buraya satırlarca yazmak isterim; ama bunun yerine işaretlediğim (kitabı kütüphaneden aldığım için altını çizdiğim diyemiyorum:p) bazı cümlelerin çevirilerini yazmak istiyorum, çünkü şahsen çok etkilendim okurken ve uzatmadan paylaşmak isterim.


Normal özgür bir dünyada çocuklar büyüdüklerinde ne olacaklarını hayal edebilirler. Ben 4-5 yaşlarımdayken, tek istediğim büyüdüğümde istediğim kadar çok ekmek satın alabilmek ve hepsini yemekti.

Annesinin Yeonmi’ye verdiği öğütlerden biri “...tek başınayken bile konuşma, düşüncelerini asla dile getirme. Çünkü kuşlar ve fareler fısıldadağında bile seni duyabilirler.

Güney Kore’ye geldikten sonra aldığı ilk eğitimde “...Öğretmen en sevdiğim rengi sorduğunda ‘doğru’ cevabı vermekte çok zorlandım. Çünkü hiçbir zaman beynimin eleştirel düşünme tarafını, hüküm veren, karar veren yönlerini hiç kullanmamıştım. Fikrim sorulmamıştı, düşünmemiştim…


Bunlar da hoşunuza gidebilir:

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir